‘ Genel ’ Kategorisi Arşivi

Elektrik Kesintisi

Son zamanlarda sık sık elektrik kesintisi yaşamaya başladık. Evimin olduğu semte, herhangi bir aksaklık olmazsa 2-3 gecede bir(!) elektrikler kesiliyor. Gerçi, kesintiler gece yarısı olduğundan farkedemiyoruz ya da yaşantımızı anormal şekilde etkilemiyor. Her sabah kalktığımda, saatli radyomun saatinin yanıp söndüğünü görünce, gece elektriklerin kesildiğini anlıyorum ve 2-3 sabahta bir saati ayarlamak zorunda kalmak pek de keyif vermiyor…

Ancak, kesintiler gündüz vakti olduğunda, iş hayatımız olumsuz etkileniyor. Bizim tüm işimiz internet üzerinden yürüyor ve elektrikler olmadığında ofiste durmamızın bir anlamı kalmıyor. Bir de evden ofise giderken yolda harcadığım 1,5 saatin üzerine, elektriklerin tüm gün gelmeyeceğini öğrendiğimde iyice çileden çıkıyorum. Aynı yolu tıpış tıpış geri dönmek zorunda kalmak bir yana, boşu boşuna ofise gelmiş olmanın verdiği bıkkınlık hissi de yanıma kar kalıyor…

Şu an bu yazıyı da bir başkasının ofisinden yazıyorum. Ofis arkadaşımsa, ofisimizin yakınındaki kafede oturuyor. İşleri, kafenin kaldırıma konmuş bir masasından takip etmeye çalışıyor… Yine de halimize şükrediyoruz…

Küresel ısınmaydı, enerji politikalarındaki yanlış tutumlardı, rant kavgalarıydı derken olan hep vatandaşa oluyor. Nedir bu İstanbulluların çilesi ve ne zaman bitecek bu çile, bir bilen, bir öngörüsü olan var mı??

Tübitak UEKAE’nin Ayıbı

Pardus proje yöneticisi Erkan Tekman’ın web günlüğünde yer alan Tübitak Hukuk Müşavirliği’nin kamuoyu duyurusuna ait bildiriyi aynen aktarıyorum:

Son günlerde yaşanmakta olan kimi gelişmeler ışığında kamuoyuna bir açıklama yapma gereği duyulmuş olup, TÜBİTAK Hukuk Müşavirliği’nin duyurusu aşağıdadır:

Pardus Kullanıcıları Derneği adı altında faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların Pardus sisteminin yaratıcısı olan TÜBİTAK-UEKAE ve TÜBİTAK-UEKAE çalışanları ile hiçbir fiili veya hukuki ilişkisi veya işbirliği bulunmamaktadır. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve meri mevzuat hükümleri çerçevesinde doğabilecek olası hukuki ihtilaflara mahal vermemek adına bu tür oluşumlar ve bu oluşumlar altında Pardus markası kullanılmak suretiyle yürütülecek faaliyetler öncesinde TÜBITAK-UEKAE’den izin alınması gerekmektedir. Aksi durumda ilgili kişiler hakkında cezai ve hukuki süreçlerin başlatılması yoluna gidilecektir.

TÜBİTAK-UEKAE’nın izni dışında kurulan oluşumlardan ve bu oluşumların yürütmüş olduğu hiçbir faaliyetten TÜBİTAK-UEKAE sorumlu tutulamaz.

Kamunun bilgisine saygı ile arz olunur.

Ve şimdi bunun üzerine soruyorum:

Nerede “özgürlük için” felsefesi? Nerede “özgürlük”?

Tübitak, bir devlet kurumu olmanın baskısıyla, özgür yazılımın ve kendi ürünleri olan Pardus’un “özgürlük için” felsefesine tamamen aykırı bir kamuoyu duyurusu yayınlamaktan çekinmeyerek, Pardus kullanıcıları üzerinde soğuk duş etkisi yarattı. Bu nasıl mantık, bu nasıl iş? Hem “özgürlük için” sloganıyla bir yazılım yapıp hem de “Pardus kullanıcıları derneği faaliyetleri için bizden izin almak zorundadır, aksi taktirde hukuki işlem yapılacaktır” diyerek nereye varmaya çalıştıklarını anlamak mümkün değil.

Pardus’a ilk çıktığı zamandan beri bir türlü kanım ısınmamıştı. Pardus kullanmak konusunda her zaman tereddütlü olmuştum ama bundan sonra, Pardus’u ne kullanırım, ne de insanlara Pardus kullanın diye tavsiye veririm…

Unutmayın, Linux özgürlük için vardır, kişi ve kurumların keyifleri için değil…

1 Mayıs Rezilliği

1 Mayıs, dünyanın pek çok ülkesinde bayram havasında kutlanırken, ülkemizde çeşitli rezilliklere sahne oldu. Dediğim dedik çaldığım düdük mantalitesindeki hükümet başının, aynı zihniyetteki valisi, vatandaşına eziyet etmek için elinden geleni yaptı. Nedeni de, işçi sendikalarının işçci bayramını Taksim meydanında kutlamak istemesiydi. Provakatörleri ve artniyetli zalimleri engellemeyi beceremeyen, 3-5 kendini bilmezin hatasını tüm vatandaşlara yüklemeyi amel edinmiş yöneticilerimiz sağolsun. 1 mayıs günü İstanbul sokaklarında yaşananlar sayesinde, ülke imajımız yeniden yerin dibine girdi…

1 mayıs terörünün hazırlıklar 30 nisan günü Taksim ve çevresinin ablukaya alınması ile başladı. 1 mayıs sabahı, Şişli’deki Disk binasını ablukaya alan polisler, toplanan gruba coplar ve tazyikli su ile müdahale etti. Polisin zulmünden kaçanlar Disk binasına sığınmak zorunda kaldı. Polis, binadan çıkmaya çalışanların üzerine tazyikli su sıkarak, adete kimsenin başını binadan çıkarmasına imkan tanımadı. Bununla da yetinmeyen, orantılı güç kullanma emri alan polisler binanın içine gözyaşartıcı bombalar atarak insanlık dışı bir tutum sergilediler…

Keşke 1 mayıs zulmü bununla sınırlı kalsaydı… Fakat, amacı vatandaşın güvenliğini sağlamak olan polis teşkilatı, amacının dışına çıkarak 1 mayıs gününü vatandaşa zehir etmek için daha da fazlasını yaptı. Şişli’de Disk binası önünde başlayan orantılı güç terörü, Şişli Etfal hastanesinin bahçesine gaz bombalarının atılması ile doruğa çıktı. Hastanenin acil servisinde tedavi olmayı bekleyen hastalar, özellikle yaşlılar ve çocuklar biber gazından etkilendi. Solunum yetmezliği yaşayan ve hatta kalp spamı geçirenler oldu. Hasta yakınları sinir krizlerine girdi, vatandaş saçını başını yoldu..

Tam, ortalık sakinleşiyor derken, kameralara, iki turistin üzerine copla yürüyen, turistlerden birine acımasızca cop darbeleri indirien bir polisin görüntüleri ekrana geldi. Sonrasında da, kaldırım kenarına oturmuş çaresizce çevresine bakınan bir genç kıza topuğuyla tekme atan insan müsveddesi bir polisin görüntüsü ile sinirler allak bullak oldu…

Polisin, haklı olarak müdahale ettiği durumlarda vardı elbette ancak, 2008 yılının 1 mayıs günü, İstanbul valisi Muammer Güler’in diktatörlüğünde, polis teşkilatının şerefinin ayaklar altına alındığı, insan onurunun hiçe sayıldığı bir gün olarak tarihe geçti… Vali Muammer Güler, “bir polis memurumuz elindeki sis bombasını hastane bahçesinde yere düşürmüştür” yalanı ile, bir yöneticinin kendi vatandaşını nasıl aptal yerine koyduğunu bizzat göstermiş oldu…

2 mayıs günü, Şişli Etfal hastanesi çalışanları kendilerini destekleyenlerle birlikte savaş zamanında bile hastanelere saldırmaz vurgusu ile olayı protesto ettiler. İki gündür anahaber bültenlerinin tek konusu, 1 mayısta yaşanan devlet destekli terörün görüntüleriydi… Dünya medyası tüm yaşananları flaş haber olarak duyurdu.

Tüm bunların ardından, yaşananlardan dolayı özür dileyen, sorumluların cezalandırılacağını belirten bir tek mesaj yayınlamaması ise Türk milletini yönetenlerin hangi zihniyette olduğunu açık açık göstermiş oldu…

Devlet kurumlarının kadrolarını şişirip, çocuklarına ayrıcalıklar tanıyan kanunlar hazırlayıp, vatandaşa mezarda emekli olma imkanı(!) tanıyıp, vatandaşın özlük haklarını ellerinden alıp kanunun kendilerine verdiği hakkı kullandıklarını iddia edenler, Türk halkını rezil ettikleri gibi inşallah kendileri de rezil olurlar…

Tek Masaüstünde Linux ve Windows

Windows ve Linux işletim sistemlerini aynı bilgisayarda kullanmak için pek çok yol var. Ancak Linux kurulu bir bilgisayarda aynı anda Windows işletim sistemini çalıştırmak Linux’a geçmek isteyen pek çok Windows kullanıcısının hayal ettiği bir şey olsa gerek. İşte, Linux kullanmak isteyen ama bazı nedenlerden dolayı Windows’tan vazgeçemeyenler için Linux ve Windows’u aynı anda çalıştırma yöntemi…

Adım 1: Gerekli yazılımı yüklemek
1.Linux kurulu sistemimizde aynı anda Windows’u da kullanabilmek için ihtiyacımız olan yazılım Virtualbox. Öncelikle buradan yazılımın Linux dağıtımımıza uygun olan sürümünü (şu an 1.5.6 sürümü) bilgisayarımıza indirelim. (Ek: Virtualbox Sun Microsystems tarafından satın alındığından dosya indirme linkleri Sun sunucularına taşındı.)

Alternatif: Pek çok Linux dağıtımında, VirtualBox paket depolarında hazır bulunuyor. Bu nedenle önce paket yöneticinizde “virtualbox” kelimesini aramanızı tavsiye ederim. Böylece kurulum daha pratik olacaktır…

2. İndirdiğiniz dosyaya çift tıklayarak programı kurduktan sonra konsolu açıp yönetici yetkisi aldıktan sonra şu komutu çalıştırmalısınız: $ adduser kullanıcı_adınız vboxusers (Ubuntu kullanıcıları komutun başına sudo ekleyerek yönetici yetkisiyle işlem yapabilirler)

3. Açık tüm programlarınızı kapattıktan sonra oturumunuzu kapatıp yeniden giriş yapın. Artık Virtualbox yazılımını rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Adım 2: Windows kullanmak için hazırlık
VirtualBox uygulaması Sistem Araçları menüsüne yerleşmiş oluyor. Bu menüden yazılımı çalıştırabilirsiniz.
Sanal bilgisayar oluşturmak için;
Sanal Sabit Disk Hazırlama -1Sanal Sabit Disk Hazırlama -2Sanal Sabit Disk Hazırlama -3Sanal Sabit Disk Hazırlama -4Sanal Sabit Disk Hazırlama -5Sanal Sabit Disk Hazırlama -6
1. “New” butonuna basın
2. Os Type (işletim sistemi tipi) olarak “Windows XP” seçin ve sanal bilgisayarınızın adını yazın (Örn: WinXp)
3. “Next”e basın. Bu ekranda hafıza boyutunu ayarlayacağız. Windows çalıştırmak için en az 256 MB bellek ayırmanız gerekiyor.. Ancak tavsiyem 512 MB bellek ayırmanızdır.
4. “Next”e bastığınızda sistemimiz için bir sabit disk seçmek için bir menü ekrana geliyor. Burada “New” butonuna basarak yeni bir disk oluşturmamız gerekiyor.4a. “Next”e basıyoruz.
4b. “Fixed-size image” seçeneğini seçip “Next”e basıyoruz.
4c. 6 GB alan sıradan bir Windows işletim sistemi için yeterlidir. Ancak sisteminize kurmanız gereken yüksek boyutlu yazılımlar varsa boyutu arttırabilirsiniz… Boyutu seçtikten sonra yine “Next”e basıyoruz
4d. Son olarak “Finish” butonuna basarak sabit diskimizi oluşturma işlemini bitiriyoruz.5. Oluşturduğumuz sabit diskin ismi ekrana gelmiş oluyor. Sırayla “Next” ve “Finish” butonlarına basarak işlemi tamamlayabiliriz.

Sanal makinemiz artık hazır. Fakat bazı ayarlar yapmakta fayda var. Bunun için Virtualbox ana penceresinde Sanal bilgisayarımızın ismini seçip “Settings” butonuna basıyoruz.

1. ‘General’ bölümünde “Video Memory Size” çubuğunu 64′e getiriyoruz. (Sanal video kartımıza atayacağımız bellek)
2. ‘CD/DVD-ROM’ bölümde “Mount CD/DVD Drive” seçeneğini işaretliyoruz.
3. ‘Audio’ bölümünde “Enable Audio” kutusunu işaretleyip açılır menüden ‘OSS Audio Driver’ seçeneğini seçiyoruz.
4. ‘Remote Display’ bölümünde “Enable VRDP Server” seçeneğini işaretliyoruz.

Ayarlarımızı da yaptıktan sonra sıra Windows işletim sistemini sanal bilgisayara kurmaya geldi. Windows XP kurulum CD’sini sürücümüze taktıktan sonra sanal bilgisayarımızı seçip Start butonuna basıyoruz. (Windows’un nasıl kurulacağından bahsetmeyeceğim)

(Not: Sanal işletim sistemini başlattıktan sonra Virtualbox penceresine faremizle tıkladıktan sonra imlecin kontrolü sanal bilgisayara geçiyor. Eğer imleci Linux işletim sisteminin kontrolüne geri almak isterseniz klavyenizsin sağındaki CTRL tuşuna basmanız yeterlidir…)

Adım 3: Sanal Windows’u ayarlama
Windows işletim sistemini sanal bilgisayarımıza kurduktan sonra sistem kendini yeniden başlattığında VirtualBox “Devices” menüsünden Install Guest Additions seçeneğini seçmemiz gerekiyor. Bu kurulumu da yaptıktan sonra sanal bilgisayarımızı yeniden başlatıyoruz. (Bu adımdan sonra fare imlecinin kontrolünü geri almak için her defasında CTRL tuşuna basmaya gerek kalmıyor)

Windows ve Linux’u tek masaüstünde birleştirin

Artık sıra son adımda. İlk yapmanız gereken Linux işletim sisteminizin Masaüstü Efektleri’ni kapatmak. Ardından VirtualBox Machine menüsünden Seamless Mode seçeneğini seçerek, iki işletim sistemini birbiri ile birleştirebilirsiniz.

İpucu: Bu işlemden sonra Windows görev çubuğu ekranın altında belirecektir. Linux menünüz ekranın altında kalıyorsa, Windows görev çubuğunun üzerine sağ tıklayıp “görev çubuğunu kilitle” seçeneğini seçerek görev çubuğunun kilidini kaldırdıktan sonra, çubuğu ekranın üstüne taşıyabilirsiniz…

Tek Masaüstünde Linux ve Windows

Uyarı: Bilgisayarınızı yeniden başlattığınızda Sanal bilgisayarınızı da çalıştırmanız gerekiyor. Sanal bilgisayarınızı yeniden başlattığınızda otomatik olarak Seamless mode (uyum modu) ile başlayacaktır. (Softpedia, Linux bölümünden derlenmiştir.)

Lexmark ve Vista Fiyaskosu

Geçtiğimiz günlerde yeni ofisimize taşındık ve yeni ofisimizde bazı değişiklikler yaptık. Bunlardan biri de yeni bir hepsi-bir-arada modeli bir cihaz almamızdı. Yazıcı, tarayıcı, fotokopi ve faks işlermizin hepsini birden halledebilecek pek çok yazıcıdan, en ucuzu olan Lexmark X5070 model yazıcıyı alıp ofisimize geldik. Geldik gelmesine ama başımıza geleceklerden zerre kadar haberimiz yoktu.

Öncelikle yazıcının baskı sunucusu (print server) desteği olmadığını öğrendik. (Baskı sunucusu, yazıcı ve benzeri cihazları modem, router ya da harici bir baskı sunucusu cihazı aracılığıyla ağ üzerinden paylaşmaya yarıyor.) Moralimizi çok bozmadan yazıcıyı bir bilgisayara kurup oradan paylaşmaya karar verdik. Windows XP yüklü bir bilgisayarda yazıcıyı denediğimizde ilk sayfanın yaklaşık 5 dakika sonra baskıya girdiğini görünce sorunun sistemde olabileceğini düşünerek başka bir seçeneğe yöneldik: Kendi bilgisayarıma lisanslı Vista’yı kurup, yazıcıyı kendi bilgisayarım üzerinden paylaşıma açacaktım. Açacaktım diyorum, zira öyle bir şey gerçekleşmedi. Yazıcıyı Vista işletim sistemine kurdum kurmasına ama bir türlü diğer bilgisayarların bu paylaşımdan faydalanmasını sağlayamadım.

Hal böyle olunca, yazıcının yazılımını başka bir arkadaşın bilgisayarına kurmayı ve oradan paylaştırmayı denedik. Bu sefer de Vista, XP kurulu bilgisayardaki yazıcıya bağlanmayı reddetti. XP kurulu bilgisayarlar yazıcıya erişebiliyorken, Vista üzerinden yazıcıya bağlanmam mümkün olamadı.

E tabi bu arada, Kubuntu işletim sistemi kurulu bilgisayarıma boşu boşuna Vista işletim sistemi kurmuş oldum. Vista kurduktan sonra, sistem beni 3-4 defa mavi ekranla  haşır neşir etti. Bir kaç kere sistem kilitlendi vs. vs.. Windows gezgini işlemi durdurdu hatalarını saymıyorum bile…Hatta faydası olur diye yeni çıkan Servis Paketi 1′i de kurdum ancak nafile.. Yine mavi ekran, yine çalışmayı durduran Windows gezgini…

En sonunda aradan geçen 3 gün boyunca yaşadığım Vista hezimetinden sonra, Kubuntu 8.04′ün kararlı sürümünün çıkmasını beklemeden Beta sürümünü bilgisayarıma kurdum. Tüm donanımları kurmam  ve kablosuz ağ kartını bilgisayara tanıtmam bir kaç dakikamı aldı. Beta sürüm olmasına rağmen sistem kararsızlığı yok. Donanım uyumsuzluğu yok. (Yalnız, kernel güncellemesi yaparsanız, bazı donanımlarınızın sürücülerini yeniden kurmanız gerekiyor. Beta sürüm olduğundan bu tarz bir hata da çok üzerinde durulacak bir sorun değil bana göre…)

Uzun lafın kısası, Linux kullanmaya başladığımdan beri 2 defa Windows işletim sistemine geri dönmek zorunda kaldım ve her iki seferinde de hüsrana uğrayıp bilgisayarıma tekrar Linux kurdum. Siz de Linux kullanmaktan korkmayın. Herhangi bir sürümü kurup deneyin. Kaybedeceğiniz tek şey bir kaç günlük “öğrenme safhası”ndan başka bir şey olmayacaktır. Alıştıktan sonra Windows kullandığınız günler için ah edeceğinize eminim :)

Fos Teknoloji Mağazaları

Önceleri beyazeşya ve mobilya mağazalarının “showroom” dedikleri geniş ferah mekanlarla tanıştık. Ardından piyasaya yabancılar girdi ve yurdum insanı, birbiri ardında türeyen dev mağazalara alışmaya başladı. EP Center’ı, Ikea’sı, Media Markt’ı, Darty’si derken arada yerli malı yurdun malı yatırımcılar da kaynadı. En göze çarpanlardan ikisi olan Gold Computer ve Vatan Bilgisayar da “Türkiye’nin en büyük teknoloji mağazası” ünvanını koruyabilmek için birbiri ardına mağazalar açmaya başladırlar.

Peki ama sonuç ne oldu dersiniz? Kazanan mağazalar mı, tüketiciler mi yoksa bu mağazalara ürün veren üreticiler mi? Bu noktada tüketicilerin pek kazançlı çıkmadığını öne sürebilirim. Hem de haklı gerekçelerle…

Büyük mağazaların en büyük sorunlarından biri bilgili ve ilgili eleman istidam edebilmektir. Çoğu mazağa da bu konuda yetersiz kalmaktadır. Mağaza ne kadar büyükse, çalışanların müşterilerle ilgilenme ihtimalleri de o kadar düşmektedir. (Nedense bu mağazalarda müşterilerle ilgilenmek de çalışan arkadaşların keyfine kalıyor. Yani sizi rafların başında dolanıp sizinle ilgilenecek birilerini ararken, onlar ya kendi aralarında ya bir tanıdıklarıyla sohbet ediyor oluyorlar ya da başka bir müşteriye ille de bunu al baskısı yapmakla meşgul oluyorlar.. Ne zaman size yardımcı olacakları ise meçhul oluyor.

Peki tüm mağaza çalışanların suçlamak (en azından zan altında bırakmak) doğru mudur diye aklınızdan geçiriyorsanız, evet efendim doğrudur derim. Çünkü  en iyi niyetli müşteri temsilcisi bile bir süre sonra yolda çıkıyor. (Bunun nedenini şu an irdelemek istemiyorum yoksa anlatmak istediğimi anlatamayacağım. Ama mağaza yöneticilerinin çalışanlarını 10-12 saat ayakta köle gibi çalıştırdığını gözardı etmemek gerekiyor…)

*
* *

Bu konuyu açmamın nedeni bugün başıma gelenlerin sizin de başınıza gelmemesi için sizi uyarmak.

Bugün yukarıda adı geçen “sözde” büyük teknoloji marketlerinden birine dizüstü bilgisayar almak için gittim. Gitmeden önce de araştırma yaptım. Firmanın kendi internet sitesinden fiyatlarına, kampanyalarına bakıp aklımdaki bilgisayarın özelliklerini uygun 3-4 modeli bir kağıda not ettim. Mağazaya girip, doğrudan dizüstü bilgisayarların bulunduğu reyona gittim. Not kağıdımı cebimden çıkardım ve not aldığım dizüstü bilgisayar modelleri için raflara bakmaya başladım.

Ama o da ne?

Benim çok istediğim 4 model de rafta yoktu… Bu daha biiiiir…

5-10 dakika ortalıkta dolandıktan sonra bir görevli “lütfen” yanımda gelip yardımcı olup olamayacağını sordu. Aradığım bilgisayarların rafta olmadığını söyledim. “Onlar Altunizade mağazamızın stoklarında efendim”  diye cevap verdi..

Hoppalaaa, dördü birden mi? Bu ikiiiii

E insanlık hali, kampanya da var, tükenmiştir diyerek anlayışla karşıladım. İnternet sitesinde gördüğüm diğer modellere yöneldim. Bir etikete baktım bir de internet sitesindeki fiyatı aklıma getirdim. Arada 50$ civarında fark vardı. Görevliye bunu da sordum. “İnternet sitemizdeki fiyatlar bilmem ne kredi kartına %6 indirimli fiyatlardır efendim” diye cevap verdi. (E peki benim bilmem ne kartım yoksa ve o fiyattan ürünü almaya karar verdiysem, ödeme yaparken mi öğreneceğim bunu? Yok daha neler yahu???) Ahan da üüüüüç….

Neyse, ben kendimi bir önceki gün, dizüstü bilgisayar almak üzere şartlandırdığımdan ve diğer mağazaya gitmeye zamanım olmadığından (hadi, o kadar yolu gitmeye maçam sıkmadı diyelim) başka bir modeli gözüme kestirdim. Bilgisayar konusunda da az buz tecrübeliyi sayıyorum kendimi. Dedim, bazı sorular sorayım da emin olayım aldığım üründen. Bilgisayarın içinde çift bellek mi var tek bellek mi var diye soruyorum, “tek olması lazım” diye cevap veriyor. Pili kaç hücreli diyorum. “Bu markalarda genelde 4 hücrelidir” diyor, sanki ben geneli sormuşum gibi… İçimden bir offf çekip, ekran kartı harici mi diyorum. (Bilgisayarın üzerinde max bilmem kaç MB yazıyor, ama tanıtım etiketinde paylaşımsız 128 MB ekran kartı ibaresi var) “Evet efendim, üzerinde harici ekran kartı var” cevabını veriyor…

Tüm bu ikilemlere rağmen niyet edip bilgisayarı alıyorum. Kasaya gelip ödemesini yapıyorum. Alıp gitmek için hamle yaparken, bir görevli bilgisayarı elimden kapıp yürümeye başlıyor. Ne oluyor kardeşim diye sorunca da “test edeceğiz” cevabını alıyorum. (Sattıkları malın sağlam olup olmadığından emin değiller. Testi ödemeden sonra yapıyorlar, çünkü eğer arıza çıkarsa değiştirmek yerine muhtemelen servise gönderecekler…)

Test ve kurulum odası dedikleri yere geliyorum ve daha selam vermeden bir başka görevli “yarım saat sonra gelip alın” diye lafı yapıştırıyor. Ben iyice zıvanadan çıkmış bir şekilde “test mest istemiyorum ben bilgisayarı alıp gideceğim” diye bağırıyorum ancak pek fayda etmiyor. Yaklaşık 45 dakikalık beklemenin ardından görevli arkadaş beni bankoya çağırıp “bir de siz kontrol edin” diyor. Bilgisayarın özelliklerine bakıyorum. Normalde 2GB olması gereken bellek miktarı 1800 MB gözüküyor. Nedenini soruyorum. Cevap vahim: Belleğin kalanını ekran kartı kullanıyor… (E be kardeşim, 50 dakika önce harici ekran kartı var diye sattınız bunu bana, ben ne diyeyim şimdi size???)

Çaresiz, bilgisayarı alıp mağazadan çıktım. Arkama bile bakmadım. Bir daha oraya ne uğrarım, ne de bir arkadaşıma tavsiye ederim. Siz siz olun, mağazanın adına, yaptığı indirimine kanıp da paranızı sokağa atmayın… (Bu arada, mağazanın adını verip kendilerini ismen kötülemek istemiyorum. Yukarıda adı geçen mağazalardan biri. Anlayan anlamıştır herhalde…)

Sözün özü, ne kadar büyük ne kadar ihtişamlı olursa olsun, devasa mağazalarımızın çoğunluğu müşteri memnuniyetinden uzak… (Ha bu arada, daha önce de başka bir mağazadan eşime bilgisayar almıştım. Çarşamba günü bozuldu, ben de aldığım mağazaya geri götürdüm. Bunu biz tamir etmiyoruz, servisi var diyerek bana bir adres verdiler. Bugün o adrese de gittim. Fakat o model bilgisayarlara 8 aydır başka bir firma destek veriyormuş. Oraya götürmem gerekiyormuş. Yani ürünü satan mağaza, (satmak için) satın aldığı ürünün servisinden bihaber. Aklınızda bulunsun…)

Çittaaaaa:)

Gozupek.com/blog’a hoşgeldiniz… Ben de blog dünyasına kapak attım, hadi bakalım hayırlısı…

Bu sayfalarda neler olacak neler bitecek birlikte göreceğiz…