Ağustos, 2008 Arşivi

S-Link 4 Port Usb 2.0 Çoklayıcı

Özellikle dizüstü bilgisayar kullanıcıları, Usb bağlantı noktalarının yetersizliğinden daha çok şikayet ederler. Masaüstü bilgisayarlarda dört ile on arası Usb bağlantı noktası yer alırken dizüstü bilgisayarlarda bu rakam bir ile dört arasında.

Son yıllarda, kullandığımız çevre birimleri bilgisayarlarımızla Usb girişleri aracılığıyla haberleşmeyi tercih ediyor. Bu seçimin nedeni, USB girişlerinin standartlaşmış olması ve bu girişler aracılığıyla bazı donanımların sürücü yükleme zorunluluğu olmadan çalışabilmesi. Ayrıca, Usb cihazlar gerektiğinde Usb girişlerinden güç beslemesi de alabildiklerinden, düşük enerji tüketimine sahip donanımların büyük bölümü Usb girişleri kullanıyor.

S-Link 4 Port Usb 2.0 Çoklayıcı

S-Link 4 Port Usb 2.0 Çoklayıcı

S-Link 4 Port Usb 2.0 Çoklayıcı

S-Link 4 Port Usb 2.0 Çoklayıcı

S-Link’in bu ürünü daha çok dizüstü bilgisayar kullanıcıları düşünülerek üretilmiş. Ufak boyutları ile taşıması çok kolay. Bir çakmaktan biraz daha geniş olmasına rağmen cebinizde, sizi rahatsız etmeyecek bir boyuta sahip. Bağlantı kablosu, arkada yer alan dördüncü yuvada saklanıyor. Bu yuvanın hemen yanında, ihtiyaç halinde kullanılabilecek bir güç besleme girişi yer alıyor. Bu sayede ek güce ihtiyaç duyan donanımları da bu çoklayıcı aracılığıyla kullanmak mümkün oluyor.

S-Link 4 Port Usb 2.0 çoklayıcısı hepsiburada.com sitesinde 14,07 YTL’ye alabilirsiniz…

Evet, bu günden itibaren sitemin yeni bir köşesi var: Ürün İnceleme

Bu köşede, hali hazırda kullandığım ya da yeni aldığım ürünlerin incelemesini yapacağım. Bu sayede, incelemesi yapan ürünü almak isteyenlere fikir vermeyi umuyorum.

İncelemesini yazacağım ilk ürün Logitech VX Nano Dizüstü Bilgisayar Faresi.

Logitech Vx Nano Dizüstü Bilgisayar Faresi

Logitech Vx Nano Dizüstü Bilgisayar Faresi

Logitech Vx Nano Dizüstü Bilgisayar Faresi

Logitech Vx Nano Dizüstü Bilgisayar Faresi

Fare oldukça kaliteli malzemeden üretilmiş. Elinizde kaymıyor ya da elinizi terletmiyor. Sağ ve sol elle kullanıma uygun ergonomide üretilmiş.

Farenin en önemli özelliği lazer lense sahip olması. Bu sayede, farenizi cam hariç herhangi bir yüzeyde rahatlıkla kullanabiliyorsunuz. Üstelik mini Usb alıcısı sayesinde yanınızda kocaman bir bağlantı aparatı taşımak zorunda kalmıyorsunuz. Usb alıcısını farenin altındaki bölmede saklayabildiğiniz için alıcınızı kaybetme sorunu da ortadan kalkıyor. Alıcıyı hazneye yerleştirdiğinizce, farenin tüm gücü kesiliyor ve bu sayede, pillerinizin ömrü uzuyor.

Pil demişken, farenin iki adet AA kalem pil ile çalıştığını belirtmekte fayda var. İki adet, üstelik AA boyutundaki piller farenin ağırlığını biraz arttırmış olsa da bunu kullanıma olumsuz herhangi bir etkisi yok. Sadece boyutların mini dizüstü farelerinden biraz büyük olmasına neden olmuş gibi görünüyor.

Ürünü, ambalajından çıkardıktan sonra, pilleri yerine yerleştiriyoruz. (Ürün ambalajının içinde 2 adet Duracel marka AA pil mevcut. Ayrıca pil almanıza gerek yok.) Mini Usb alıcısını bilgisayarımızın Usb girişlerinden birine taktıktan 3-5 saniye sonra faremiz kullanıma hazır hale geliyor.

Önceleri optik algılayıcılı fare kullananlar, ilk başta farenin hızlı hareket ettiğini düşünebilirler. Hassasiyeti, denetim masasındaki Fare ayarlarından değiştirebilirsiniz. Fakat benim önerim bu hassasiyete alışmanız. Elinizi daha az hareket ettirerek daha fazla yol katetmenize imkan tanıyor. Tembeller için birebir:)

Gelelim ürünün fiyatına… Ben bu fareyi hepsiburada.com sitesinden KDV dahil 60,57 YTL’ye satın aldım. Diğer alışveriş sitelerinde ve bilgisayar mağazalarında da üç aşağı beş yukarı aynı fiyata sahip… Ucuz ya da tanınmamış markalara aldanmayın. Daha önce Inca marka lazer fare kullandım. Tamamen fiyaskoydu. Fare yerinde sabit durmuyordu. İmleç sürekli hareket ettiğinden tam ekran film izlemek pek mümkün olmuyordu..

Elektrik Kesintisi

Son zamanlarda sık sık elektrik kesintisi yaşamaya başladık. Evimin olduğu semte, herhangi bir aksaklık olmazsa 2-3 gecede bir(!) elektrikler kesiliyor. Gerçi, kesintiler gece yarısı olduğundan farkedemiyoruz ya da yaşantımızı anormal şekilde etkilemiyor. Her sabah kalktığımda, saatli radyomun saatinin yanıp söndüğünü görünce, gece elektriklerin kesildiğini anlıyorum ve 2-3 sabahta bir saati ayarlamak zorunda kalmak pek de keyif vermiyor…

Ancak, kesintiler gündüz vakti olduğunda, iş hayatımız olumsuz etkileniyor. Bizim tüm işimiz internet üzerinden yürüyor ve elektrikler olmadığında ofiste durmamızın bir anlamı kalmıyor. Bir de evden ofise giderken yolda harcadığım 1,5 saatin üzerine, elektriklerin tüm gün gelmeyeceğini öğrendiğimde iyice çileden çıkıyorum. Aynı yolu tıpış tıpış geri dönmek zorunda kalmak bir yana, boşu boşuna ofise gelmiş olmanın verdiği bıkkınlık hissi de yanıma kar kalıyor…

Şu an bu yazıyı da bir başkasının ofisinden yazıyorum. Ofis arkadaşımsa, ofisimizin yakınındaki kafede oturuyor. İşleri, kafenin kaldırıma konmuş bir masasından takip etmeye çalışıyor… Yine de halimize şükrediyoruz…

Küresel ısınmaydı, enerji politikalarındaki yanlış tutumlardı, rant kavgalarıydı derken olan hep vatandaşa oluyor. Nedir bu İstanbulluların çilesi ve ne zaman bitecek bu çile, bir bilen, bir öngörüsü olan var mı??

Sony Vaio Kazanmak İster Misiniz?

Sony Vaio’nun yeni serisinden bir tane kazanmak ister misiniz? Cevabınız “evet” ise buradan buyurun.

Günlük Sahibi Olmak

Bir dönemin en popüler internet olayı “blog” sahibi olmaktı. Blog denilen şey de Türkçe’ye günlük olarak çevriliyordu. Ben şahsen uzun süre blog sahibi olmaya karşı çıkmış ve sitemi bir günlüğe dönüştürmeyi reddetmiştim. O zamanlar da siteme 3-5 günde bir, ayda bir ya da 2-3 ayda bir yazılar yazıyordum. Fakat bu yazılar hiç bir zaman şu anki popüler günlükler gibi değildi.

Gel zaman git zaman, kendi kişisel sitemde uzun süre herhangi bir güncelleme yapmadığımı farkettim. Sonrasında, hemen WordPress’i indirip siteme yükledim ve sitemi bir WordPress günlüğüne dönüştürdüm. O zamana kadar yazdığım yazıları siteye koymayı denedim ancak çok fazla zamanımı alacağını farkettiğimden bunu yapmaktan vazgeçtim. Sonra, yeni siteme yeni yazılar yazmayı düşündüm ama bu konuda da yeteri kadar “seri” olamadım. Bir, diğer blog sitelerine bakıyorum bir kendi siteme, ortada herhangi bir benzerlik göremiyorum. İnsanların ayda yılda bir benim sitemi ziyaret etmeleri için bile bir neden yok. Zaman zaman Google’da arama yapıp, abuk subuk arama sonuçları neticesinde siteme uğrayanlar oluyor, onların da pek bir fayda sağladıklarını düşünmüyorum. Alanadı yıllardır var ancak ortada elle tutulur gözle görülür bir site yok.

1-2 yıl kadar bir “girişimci” sitemi satın almak istediğini söyledi ve alanadı için ne kadar ücret istediğimi sordu. Ben, alanadını satmayı düşünmediğimi anlattım ama çok ısrar ederse 1500 lira karşılığında e-posta adresim bende kalmak şartıyla isim hakkını devredebileceğimi belirttim. Girişimci arkadaşlar, bu alanadını 250 liraya alabileceklerini düşündüklerini ve teklifim karşısında hayal kırıklığına uğradıklarını beyan ettiler. O gün bu gündür sitenin gidişatından hayır gelmedi. (Beddua mı ettiler nedir?? 2 defa sunucu değiştirdim, 1 kere e-posta sunucusu çöktü ve 2 gün e-postalarıma ulaşamadım vs..)

Neticede, bu alanadı, soyadımı taşıdığı için benim adıma tescilli kalmaya ve eğer lotodan parayı bulup soyadımı taşıyan bir holding kuramazsam kişisel internet sitesi olarak yayınlanmaya devam edecek. Şu aşamada da bu sitenin blog yani günlükten öteye gidemeyeceği de kesin…

Merak ettiğim, bu konu hakkında herhangi bir önerisi olan var mıdır acaba?

Yeni Bir Internet Oyunu: Ikariam

Pek çoğumuz, özellikle de gençler, bilgisayarları oyun oynamak için kullanıyor. Oyunları yasal yollardan oynamak isteyenler oyun başına 100-150 lira civarında bir ücret ödemek zorunda kalıyor. Hatta, Crytek isimli firmanın Türk yapımcıları, ülkemizdeki bilgisayar oyunu meraklılarının yasal oyunlara yönelmesine zemin hazırlamak için Crysis adlı oyunu 49 YTL’den satışa sundukları halde bile oyunun korsan kullanımının önüne geçememişlerdi. Durum böyle olunca da ülkemizde korsan oyunların önüne geçmek mümkün olamıyor.

Şimdi sizlere bahsedeceğim oyun, tamamen ücretsiz ve internet üzerinden oynanıyor. Oyunu oynayabilmek için herhangi bir ücret ödemiyor, CD ya da DVD satın almıyorsunuz.

Ikariam adlı oyunu Türkçe olarak oynayabilmek için www.ikariam.net adresini ziyaret edip, kaydolmanız yeterli. Kayıt işleminden sonra, size ait bir şehriniz oluyor. Oyun da bu aşamadan sonra başlıyor.

Temel amacınız şehrinizi geliştirmek. Ama bu göründüğü kadar kolay değil. Bir akademi kuruyorsunuz ve bilim adamlarınızın çeşitli icatlar yapmasını sağlıyorsunuz. Kışla kurup asker eğitiyorsunuz, donanma tershanesi kurarak savaş gemileri yapıyorsunuz. Taverna kurarak halkınıza şarap dağıtıp mutlu olmalarını sağlıyorsunuz.

Binaları kurmak ilk aşamada kolay, ancak geliştirmek için zaman, emek ve para harcamanız gerekiyor. Binalarınızı geliştirebilmek için 4 farklı kaynak var:

- Odun
- Mermer
- Kristal Cam
- Sülfür

Bir de vatandaşlarınızın memnuniyetini arttırabilmek için şarap üretiyorsunuz. Her adada, odun üretmek için orman mevcut fakat yukarıda saydığım kaynaklardan sadece birine sahip olabiliyorsunuz. Diğer kaynakları elde edebilmenin 3 yolu var.

- Diğer şehirlerden satın almak
- Başkalarının size hediye etmesi
- Diğer kaynakların olduğu adalarda koloni kurmak

Diğer şehirlerden satın alabilmek için nakliye gemilerine sahip olmanız gerekiyor. Ayrıca, herkes malını satmak konusunda cömert değil.

Başkalarının size hediye etmesi için ya başka bir kullanıcı ile iyi anlaşarak değiş tokuş yapmanız lazım ya da kendiniz bir başka kullanıcı hesabı açmalısınız. Bir diğer alternatif de, kaynakları arkadaşlarınızdan istemek…

Koloni kurmak ise pek kolay değil. Zira, yeterli odun ve mermeri bulmak için yine satın alma ya da değiş-tokuş yapma yöntemini seçmeniz gerekiyor…

Oyunun can alıcı özelliği de bu noktada devreye giriyor: Ikariam Plus hesabı açmak… Yani ücret ödeyip bazı ek özelliklere sahip olmak. Plus hesabı açınca, Ikariam Plus para birimi olan Ambrosia sahibi oluyorsunuz ve bu Ambrosia’ları kullanarak Premium tüccarlar ile değiş tokuş yapabiliyorsunuz. Bu da ürünlerinizi satmayı ya da diğerlerinin satın almasını beklemekten çok daha pratik bir yöntem. Ayrıca Ikariam Plus ile, daha detaylı istatistiklere ve %20 bonus ürün üretimine sahip oluyorsunuz. Bu da sizi diğerlerinden avantajlı konuma getiriyor…

Oyunu oynamak isteyenler www.ikariam.net adresini ziyaret edebilirler…

WordPress 2.6.1

Popüler içerik yönetim sistemi WordPress‘in 2.6.1 sürümü piyasaya sürüldü. Sürümün Türkçeleştirilmiş halini buradan indirebilirsiniz.

Eğer siz de WordPress kullanıyor ve güncelleştirmelerin otomatik olarak yapılmasını istiyorsanız WordPress Automatic Upgrade eklentisini yükleyebilirsiniz. Bu sayede, sürüm güncellemelerini daha kolay takip edebilir, güncelleştirmeleri bir kaç tıklama ile otomatik olarak yapabilirsiniz…

Ubuntu 8.10 Alpha 4

Ubuntu 8.10 “Intrepid Ibex”in dördüncü Alpha sürümü test etmek isteyenler için hazır. Bu sürümün yeni özellikleri şunlar:

X.Org sunucusu 1.5, tabletler, klavyeler ya da fareler gibi tak-çıkar cihazlar için daha iyi destek; Linux kernel 2.6.26; şifreli kişisel dizin; ziyaretçi oturumu – GNOME kullanıcı değiştirme uygulaması artık ziyaretçi oturumları başlatabilmek için ek giriş imkanı sağlıyor böylece şifresiz ve yetkileri kısıtlı kullanıcı girişi yapılabiliyor; Network Manager 0.7 sistem-çaplı  özellikleri yönetme, 3G (GSM/CDMA) bağlantılar kurma, PPP ve PPPoE bağlantıları, statik IP’li cihaz ayarları gibi yeni özelliklerle birlikte geliyor…

Daha fazla bilgi için buraya tıklayarak sürüm duyurularını, buraya tıklayarak sürüm notlarını okuyabilirsiniz. Ubuntu 8.10 Alpha 4 sürümünü indirmek için buraya tıklayabilirsiniz. Çalışabilir ve kurulabilir CD imajı için intrepid-desktop-i386.iso (691MB) linkini, AMD 64 Bit sürümü için de intrepid-desktop-amd64.iso (692MB) linkini kullanabilirsiniz. (Kaynak: DistroWatch)