Şubat, 2008 Arşivi

Merhaba Linux

Bundan yaklaşık bir hafta kadar önce bir dizüstü bilgisayar aldım ve ilk işim üzerindeki lisanslı Windows Vista işletim sistemi yerine Linux’un Debian tabanlı Ubuntu dağıtımını kurmaya karar verdim. Linux adını duyup da Ubuntu ismini duymayan kalmamıştır herhalde. İnsanlar için Linux sloganıyla dağıtılan ve kullanımı gerçekten çok kolay olan bir işletim sistemi.

Microsoft’un Vista işletim sistemi yerine açık kaynak kodlu, özgür yazılıma geçmemin en büyük nedeni, bilgisayar dünyasına hükmeden Microsoft’un dayatmalarından sıkılmış olmamdı. Gerek görsellik gerekse teknik yeterlilik konusunda Vista, beni kesinlikle yarı yolda bırakıyordu. Vista işletim sisteminin deneme sürümlerini daha önce kendi bilgisayarıma kurup denemiştim. Eşimin dizüstü bilgisayarında da uzun süre kullandım ve her defasında aynı sorunlarla mücadele etmekten sıkıldım. Yani Vista ile ilk karşılaşmam değildi. Yeni bilgisayarımda Vista kullanmayı sürdürürsem anlamsız sistem kilitlenmeleri, sebepsiz çökmeler gibi klasik sorunların yanında, basit bir bağlantısını yenilemek için bile dakikalarca beklemek zorunda kalmayı göze alamazdım. Bu nedenle, Linux‘a geçmek benim için çok zor olmadı. Üstelik, Ubuntu’yu da daha önce VirtualBox isimli program aracılığıyla Windows üzerinde çalıştırıp deneme imkanı bulmuştum. (VirtualBox, çeşitli işletim sistemleri için sanal bilgisayarlar yaratmanıza imkan veren bir program. Detaylı bilgi için VirtualBox.org adresini ziyaret edebilirsiniz…)

Ubuntu

Elbette ki, bilgisayarıma Ubuntu kurduktan sonraki ilk anlarda herşeyin güllük gülistanlık olduğunu söylemek pek gerçekçi olmaz. Ancak, hangimiz Windows’u ilk kurduğunda sorunsuzca işlem yapmaya başlıyor? (Donanımların sürücülerini kurmadan Windows kullanabilen kaç kişi olduğunu sanıyorsunuz?)Karşılaştığım ilk ve en büyük sorun kablosuz ağ kartını tanıtmaktı. Atheros marka çipi olan kablosuz bağlantı donanımını tanıtmak için yaklaşık 1 gün boyunca araştırma ve denem yaptım. Ama sonunda başardım. Şu an bilgisayarım ile tüm ağlara kablosuz olarak bağlanabiliyorum.

Ardından, ATI ekran kartını tanıtmak için bir saat kadar uğraştım. Ama onu da başardım. Hatta şu an Compiz kullanarak üç boyutlu masaüstü deneyimi yaşıyorum. Üstelik Vista’nın efektlerinden kat kat daha hızlı tepki veren bir bilgisayara sahip oldum. (Compiz mucizesi için Google’da “Compiz demo on Ubuntu” kelimeleri ile arama yapabilirsiniz.)

Uzun lafın kısası, benim için merhaba Linux deme vakti geldi.

Linux kullanmak isteyen, özgür yazılıma destek olmak isteyen ve tabi ki Microsoft tekelinin zincirlerinden kurtulmak isteyen herkesi Linux işletim sistemi kullanmaya davet ediyorum.

Gelecek bölüm : Windows programlarına Linux alternatifleri…

Fos Teknoloji Mağazaları

Önceleri beyazeşya ve mobilya mağazalarının “showroom” dedikleri geniş ferah mekanlarla tanıştık. Ardından piyasaya yabancılar girdi ve yurdum insanı, birbiri ardında türeyen dev mağazalara alışmaya başladı. EP Center’ı, Ikea’sı, Media Markt’ı, Darty’si derken arada yerli malı yurdun malı yatırımcılar da kaynadı. En göze çarpanlardan ikisi olan Gold Computer ve Vatan Bilgisayar da “Türkiye’nin en büyük teknoloji mağazası” ünvanını koruyabilmek için birbiri ardına mağazalar açmaya başladırlar.

Peki ama sonuç ne oldu dersiniz? Kazanan mağazalar mı, tüketiciler mi yoksa bu mağazalara ürün veren üreticiler mi? Bu noktada tüketicilerin pek kazançlı çıkmadığını öne sürebilirim. Hem de haklı gerekçelerle…

Büyük mağazaların en büyük sorunlarından biri bilgili ve ilgili eleman istidam edebilmektir. Çoğu mazağa da bu konuda yetersiz kalmaktadır. Mağaza ne kadar büyükse, çalışanların müşterilerle ilgilenme ihtimalleri de o kadar düşmektedir. (Nedense bu mağazalarda müşterilerle ilgilenmek de çalışan arkadaşların keyfine kalıyor. Yani sizi rafların başında dolanıp sizinle ilgilenecek birilerini ararken, onlar ya kendi aralarında ya bir tanıdıklarıyla sohbet ediyor oluyorlar ya da başka bir müşteriye ille de bunu al baskısı yapmakla meşgul oluyorlar.. Ne zaman size yardımcı olacakları ise meçhul oluyor.

Peki tüm mağaza çalışanların suçlamak (en azından zan altında bırakmak) doğru mudur diye aklınızdan geçiriyorsanız, evet efendim doğrudur derim. Çünkü  en iyi niyetli müşteri temsilcisi bile bir süre sonra yolda çıkıyor. (Bunun nedenini şu an irdelemek istemiyorum yoksa anlatmak istediğimi anlatamayacağım. Ama mağaza yöneticilerinin çalışanlarını 10-12 saat ayakta köle gibi çalıştırdığını gözardı etmemek gerekiyor…)

*
* *

Bu konuyu açmamın nedeni bugün başıma gelenlerin sizin de başınıza gelmemesi için sizi uyarmak.

Bugün yukarıda adı geçen “sözde” büyük teknoloji marketlerinden birine dizüstü bilgisayar almak için gittim. Gitmeden önce de araştırma yaptım. Firmanın kendi internet sitesinden fiyatlarına, kampanyalarına bakıp aklımdaki bilgisayarın özelliklerini uygun 3-4 modeli bir kağıda not ettim. Mağazaya girip, doğrudan dizüstü bilgisayarların bulunduğu reyona gittim. Not kağıdımı cebimden çıkardım ve not aldığım dizüstü bilgisayar modelleri için raflara bakmaya başladım.

Ama o da ne?

Benim çok istediğim 4 model de rafta yoktu… Bu daha biiiiir…

5-10 dakika ortalıkta dolandıktan sonra bir görevli “lütfen” yanımda gelip yardımcı olup olamayacağını sordu. Aradığım bilgisayarların rafta olmadığını söyledim. “Onlar Altunizade mağazamızın stoklarında efendim”  diye cevap verdi..

Hoppalaaa, dördü birden mi? Bu ikiiiii

E insanlık hali, kampanya da var, tükenmiştir diyerek anlayışla karşıladım. İnternet sitesinde gördüğüm diğer modellere yöneldim. Bir etikete baktım bir de internet sitesindeki fiyatı aklıma getirdim. Arada 50$ civarında fark vardı. Görevliye bunu da sordum. “İnternet sitemizdeki fiyatlar bilmem ne kredi kartına %6 indirimli fiyatlardır efendim” diye cevap verdi. (E peki benim bilmem ne kartım yoksa ve o fiyattan ürünü almaya karar verdiysem, ödeme yaparken mi öğreneceğim bunu? Yok daha neler yahu???) Ahan da üüüüüç….

Neyse, ben kendimi bir önceki gün, dizüstü bilgisayar almak üzere şartlandırdığımdan ve diğer mağazaya gitmeye zamanım olmadığından (hadi, o kadar yolu gitmeye maçam sıkmadı diyelim) başka bir modeli gözüme kestirdim. Bilgisayar konusunda da az buz tecrübeliyi sayıyorum kendimi. Dedim, bazı sorular sorayım da emin olayım aldığım üründen. Bilgisayarın içinde çift bellek mi var tek bellek mi var diye soruyorum, “tek olması lazım” diye cevap veriyor. Pili kaç hücreli diyorum. “Bu markalarda genelde 4 hücrelidir” diyor, sanki ben geneli sormuşum gibi… İçimden bir offf çekip, ekran kartı harici mi diyorum. (Bilgisayarın üzerinde max bilmem kaç MB yazıyor, ama tanıtım etiketinde paylaşımsız 128 MB ekran kartı ibaresi var) “Evet efendim, üzerinde harici ekran kartı var” cevabını veriyor…

Tüm bu ikilemlere rağmen niyet edip bilgisayarı alıyorum. Kasaya gelip ödemesini yapıyorum. Alıp gitmek için hamle yaparken, bir görevli bilgisayarı elimden kapıp yürümeye başlıyor. Ne oluyor kardeşim diye sorunca da “test edeceğiz” cevabını alıyorum. (Sattıkları malın sağlam olup olmadığından emin değiller. Testi ödemeden sonra yapıyorlar, çünkü eğer arıza çıkarsa değiştirmek yerine muhtemelen servise gönderecekler…)

Test ve kurulum odası dedikleri yere geliyorum ve daha selam vermeden bir başka görevli “yarım saat sonra gelip alın” diye lafı yapıştırıyor. Ben iyice zıvanadan çıkmış bir şekilde “test mest istemiyorum ben bilgisayarı alıp gideceğim” diye bağırıyorum ancak pek fayda etmiyor. Yaklaşık 45 dakikalık beklemenin ardından görevli arkadaş beni bankoya çağırıp “bir de siz kontrol edin” diyor. Bilgisayarın özelliklerine bakıyorum. Normalde 2GB olması gereken bellek miktarı 1800 MB gözüküyor. Nedenini soruyorum. Cevap vahim: Belleğin kalanını ekran kartı kullanıyor… (E be kardeşim, 50 dakika önce harici ekran kartı var diye sattınız bunu bana, ben ne diyeyim şimdi size???)

Çaresiz, bilgisayarı alıp mağazadan çıktım. Arkama bile bakmadım. Bir daha oraya ne uğrarım, ne de bir arkadaşıma tavsiye ederim. Siz siz olun, mağazanın adına, yaptığı indirimine kanıp da paranızı sokağa atmayın… (Bu arada, mağazanın adını verip kendilerini ismen kötülemek istemiyorum. Yukarıda adı geçen mağazalardan biri. Anlayan anlamıştır herhalde…)

Sözün özü, ne kadar büyük ne kadar ihtişamlı olursa olsun, devasa mağazalarımızın çoğunluğu müşteri memnuniyetinden uzak… (Ha bu arada, daha önce de başka bir mağazadan eşime bilgisayar almıştım. Çarşamba günü bozuldu, ben de aldığım mağazaya geri götürdüm. Bunu biz tamir etmiyoruz, servisi var diyerek bana bir adres verdiler. Bugün o adrese de gittim. Fakat o model bilgisayarlara 8 aydır başka bir firma destek veriyormuş. Oraya götürmem gerekiyormuş. Yani ürünü satan mağaza, (satmak için) satın aldığı ürünün servisinden bihaber. Aklınızda bulunsun…)

Google Adwords Yönetimi

Arkadaşlar merhaba, uzun zamandır sizlerle iş konuşmuyorduk. Artık zamanı geldi diye düşünüyorum..

Bildiğiniz (ya da en azından konuyla alakalı olanların bildiği) üzere Google’ın ADWORDS adıyla yürüttüğü ve kısaca “Reklamverenlerin, Google sitelerinde ve Google içerik ortaklarının sitelerinde reklamlarını yayınlaması hizmeti” olarak tanımlayabileceğimiz bir hizmeti var. Bu hizmet aracılığıyla, reklamverenler (ya da internet sitesi sahipleri/yöneticileri)
- 1 Adet başık (25 karakter)
- 2 satır metin (35 karakter x2)
- 1 adet site adresi (www.siteadı.com)
şeklinde dört satırdan oluşan metin reklamlarını Google’ın arama sonuçları sayfalarında yayınlatabiliyorlar. Dilerlerse, Google’ın içerik ortaklığı yaptığı AOL, Tripadvisor gibi binlerce sitede reklamlarının yayınlanmasını sağlayabiliyorlar.

Bu detaylardan sonra gelelim asıl konuya…

Ben, çalıştığım şirkette reklam ve pazarlama işlerine bakıyorum ve Google Adwords üzerinden reklam yayınlamak ve bu reklamları yönetmek de işlerimden biri. Elimdeki imkanları biraz daha genişleterek, Google’a reklam vermek isteyen kişilere de yardımcı olmak istiyorum. Eğer firmanızın veya intermet sitenizin reklamlarını Google’da görmek istiyorsanız, sizlere ve çevrenizde bu konuda yardıma/desteğeihtiyacı olan tanıdıklarınıza yardımcı olabilirim…

Elbette ki amacım bu işten bir miktar para kazanmak. Fakat, para kazanmak için kimseden “komisyon almayacağım”. Google üzerinde reklam yayınlatarak para kazanmak için Google’ın bazı ince ayarlarını yapmak ve peşin ödeme yaptığım için Google tarafından hesabıma eklenmiş ekstra kredileri satmak suretiyle kar elde etmeyi amaçlıyorum.

Bu konuda benimle çalışmak isteyen, bilgi ve destek isteyen olursa, sorularınızı cevaplamaya ve sistemin nasıl işleyeceğini (nasıl ödeme yapılacak, reklamlar nasıl takip edilecek, istatistikler nasıl incelenip değerlendirilecek vb.) anlatmaya hazırım…

Görüş ve önerilerinizi bekliyorum…